Keleşabdioğlu

2013-01-18 04:54:00

 

Milli Aşireti, Kürtlerin Kurmançi grubuna mensuptur. Türkiye´nin gelmiş geçmiş en büyük sosyologlarından olan Ziya Gökalp, Hanili Ahmet´in Mem u Zin adlı hikayesinden yola çıkarak Kurmançilerin; Boti, Mehmedî ve Silîvî olarak üç kısma ayrıldığını; bunlardan Silîvîlerin de kendi aralarında Mil ve Zil olmak üzere ikiye ayrıldığını belirtmiştir. Mil´e ve Zil´e mensup olanlar manasında çok sonraları Milli ve Zilli olarak adlandırıldıkları Osmanlı Devleti kayıtlarına geçmiştir. Sözlü kaynaklara göre Mil ve Zil iki kardeşmişler. Milliler o dönemler Erzurum, Bitlis, Van ve Dersim şehirleri ile İran sınırında yaşamaktaydı.

 

Keleş Abdi BeG Dönemi

Keleş Abdi BeG, Milli Aşireti´nin bilinen ilk reisidir. Kendisi, 18. yüzyılın başlarında doğdu. Dönemin Bağdat Valisi olan Ahmet Paşa´nın hizmetinde bulunarak onun güvenini kazanmıştır. Kazanılan güven onun aşiretin başına geçirilmesine sebep oldu.

 

Timur Bey Dönemi Keleş Abdi BeG´nın ölümünden sonra yerine oğlu Timur Bey geçti. Reisliğinin ilk döneminde devlet için yapmış olduğu hizmetlerden ötürü Mir-i Miran rütbesine sahip olmuştur. Bu rütbe Osmanlılar dönemindeki en yüksek rütbelerden biriydi. Ama zamanla birtakım olaylara sebep verdiği için idamına karar verilmiş, kendisi bunun üzerine isyana başlamıştı. İsyanı bastırmak için görevlendirilen Osmanlı paşaları; Süleyman Paşa ve İbrahim Paşa, Mardin´e gelerek isyanı bastırma girişinde bulunmuşlardır. Timur Bey, Osmanlı kuvvetlerine karşı gelemeyeceğini anladıktan sonra firar etmiştir. Büyük çoğunluğu Diyarbakır yöresi aşiretlerinden oluşan Osmanlı kuvvetleri Timur Bey´in kardeşi Mahmut Bey ve aşiret önde gelenlerini yakalayarak idam etmişlerdir.

Timur Bey daha sonra Bağdat´taki Abdulkadir Geylânî Dergâhı´na sığınmıştır. Dergah şeyhinin, Bağdat Valisi ile yapmış olduğu görüşmenin ardından affedilen Timur Bey aşiretinin başına geri dönmüştür. Kısa sürede aşiret üzerinde nüfuzunu sağlamlaştıran oğlu Eyüp Ağa´yı reislikten men edememiştir. Timur Bey bir diğer oğlu olan Mahmut Ağa´yı reis yapmak istiyordu. Bu girişimlerinin başarısızlıkla sonuçlanması üzerine Fırat Nehri kıyısında küçük bir köye yerleşti ve burada öldü.

 

Eyüp BeG ve Mahmut Ağa Dönemi Sözlü ve yazılı kaynaklara göre Eyüp Ağa kendi döneminde elli binden fazla süvari güce sahip bir liderdi. Bu güç sayesinde Doğu Anadolu´daki birçok aşireti kontrolü altında tutmayı başarmıştır. Kendisinin bu gücü kötüye kullanması bölgede tedirginlik yaşanmasına sebep olmuştu. Bir bakıma bölgenin en büyük despot gücü olarak görülmekteydi. 1834 yılındaki Doğu Anadolu Islahatı sebebiyle bölgeye gelen Osmanlı paşası Reşit Paşa tarafından tutuklandı. Üç yıl sonra hapishanede ölmüştür. Onun ölümüyle yerine geçen kardeşi Mahmut Ağa kısa bir süre sonra Kiki Aşireti´yle girmiş olduğu bir savaşta öldürülmüştür. Yerine oğlu II. Mahmut geçmiştir.

 

II. Mahmut Dönemi II. Mahmut dağılma sürecinde reisliğe geçmiştir. Bölgenin en büyük aşiretinin kan kaybetmesini istemeyen Osmanlı İmparatorluğu aynı zamanda bölgede giderek güçlenen Şamar ve Anaze adlı Arap aşiretlerinin daha da güçlü olmalarını istemiyordu. II. Mahmut BeG devletten almış olduğu destek ve kendi idari kabiliyetiyle aşireti tekrar toparlamayı başardı. Kendisi daha sonra Viranşehir´i aşiretin merkezi olarak ilan etti. Burada büyük bir kale yaptırdı. Öldükten sonra yerine oğlu İbrahim Paşa geçti.

 

İbrahim Paşa Dönemi

Bölge halkı tarafından Berho BeG olarak ta bilinen İbrahim BeG´nın reisliği döneminde İmparatorluk iç ve dış meseleleri ile uğraşmaktaydı. Özellikle; Anadolu´nun hemen hemen her yerinde eşkiyalık en büyük sorunlardan biriydi. Heyet-i Islâhiye´nin başındaki Abidin Bey, Doğu Anadolu´da söz sahibi olan tüm aşiret reislerine gözlem altına almıştır. Bu reislerden biri de Sivas´ta tutulan İbrahim BeG daha sonra serbest bırakıldı ama Sivas´ta ikamete mecbur kılındı. Heyet-i Islâhiye´nin amaçlarından diğer de bölgede ziraatın yaygınlaştırılması, bölgenin imarı ve madenlerin işletilmesiydi. Kısa bir süre sonra tekrar aşiret merkezi olan Viranşehir´e dönen İbrahim Ağa daha sonra yapmış olduğu hizmetlerden dolayı paşalığa yükselmiştir.

1892 yılında kaymakamlığa atanan İbrahim Paşa, Padişah II. Abdülhamit´e bağlılığını bildirerek padişahın doğudaki sınırları korumak için kurulacak Hamidiye Alayları´na aşiretiyle katılacağını bildirmiştir. II. Abdülhamit alayların başına İbrahim Paşa´yı atadı. İbrahim Paşa böylelikle diğer aşiretlerin mensuplarını toplayarak büyük bir ordu kurdu. 11 alaydan beşi Milli Aşireti´nden oluşuyordu. Paşa, Padişah tarafından Mirliva´lığa yükseltildi. Sözlü kaynaklara göre Padişah II. Abdülhamit, İbrahim Paşa´yı oğlu gibi görmüştür. Hamidiye Alayları lideri İbrahim Paşa diğer aşiretleri de etrafında toplayarak büyük bir otoriteye sahip olmuştu. İmparatorluğun doğu sınırları Kürtler´den oluşan Hamidiye Alayları tarafından güvence altına alınmıştı ama aşiretin güneyindeki diğer büyük aşiretlerden olan Arap Şamar Aşireti; Millilerin en büyük düşmanlarındandı. İki aşiretin savaşları uzun bir dönem sürdü. Aşiret, bu savaşlar sonrası yenilgiye uğrayan Şamar Aşireti´ne ait binlerce küçük ve büyükbaş hayvanları alarak elindeki esir Şamarlıları serbest bırakmıştır. İbrahim Paşa böylelikle daha da güçlenmişti. Zapt edilemeyecek güçte olduğuna inanan paşa 1904 yılında Karakeçili Aşireti ile çatışmaya girdi. Devlet, kendisinin bu gücünü olumsuz olarak görmeye başlamıştı. Ama giderek büyüyen aşirete halk isyan çıkarır sebebiyle karışmamıştı.

1904 yılında aralarında Cemaldin, Seydan, Şemitan gibi onlarca aşireti nüfuzu altına aldı. Dedesi Timur Bey ve onun kardeşi olan Mahmut Ağa´nın Diyarbakır aşiretleri tarafından bozguna uğratıldığını unutmayan İbrahim Paşa büyük bir orduyla Diyarbakır´a gelerek yıllarca aklında olan intikamı alma girişiminde bulundu. Aşiret kuvvetleri Diyarbakır´da işkenceye başladılar. Diyarbakır aşiretleri bozguna uğratılmıştı. Devlet bunun üzerine girişimlerde bulunarak İbrahim Paşa´yı durdurdu. Diyarbakır Valiliği daha sonra İbrahim Paşa´nın, o dönemler birçok isyan çıkaran Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa ve onun oğlu olan adaşı Mısırlı İbrahim Paşa ile ilişkilerinin olduğunu tespit etmişti. Bunun üzerine padişah Milli Aşireti lideri İbrahim Paşa´yı Yemen´e sürgününü onayladı. Ama İbrahim Paşa yetersiz deliller sebebiyle sürgün edilemedi. Bunun üzerine Diyarbakır Halkına karşı baskılar daha da arttı. Netice de aralarında Ziya Gökalp´in de bulunduğu halk Diyarbakır Telgrafhanesi´ni işgal ederek devletin İbrahim Paşa´ya karşı yaptırım uygulamasını istediler. Netice de İbrahim Paşa´nın kesin bir şekilde sürgününe karar verilmişti. Medine Sürgününe karar verilen paşa yola çıktı. Şam´da mola verdiği sırada II. Meşrutiyet ilan edilmişti. Bunu umut olarak gören paşa tekrar Viranşehir´e doğru yola çıktı. Burada tahttan indirilen Padişah II. Abdülhamit´e destek için isyan çıkaracağını açıkladı. Bununla birlikte devlet onun üzerine büyük bir ordu gönderdi. Bunu haber alan paşa Viranşehir´i terk ederek oğulları ve karısı ile Sincar´a geçti. Kısa bir süre sonra geçirdiği bir hastalıktan ötürü öldü.

 

İbrahim Paşa

İbrahim Paşa, ünlü İngiliz yazarı Mark Sykes´i çadırında omuzunu öperek karşılar. Sykes gözlemlerinde İbrahim Paşa´nın kendine güvenen, hakim karakterli ve feodal baron olduğunu tespit etmiştir. Mark Sykes onunla ilgili gözlemlerini kitaplarına da yazmıştır.

 

III. Mahmut Dönemi

III. Mahmut döneminde aşiret Balkan Savaşları´na üç alay göndererek hükümete bağlı olduğunu gösterdi. Daha sonra Kuva-yı Milliye´ye destek verdi. Bağımsız Kürdistan fikirlerini ret ederek, İngilizler´in kendisini Kürt Kralı yapma fikrine karşı çıktı. Kendisinin devlete bağlı kalacağını belirtti. 1919 yılında Kurtuluş Savaşı´na katıldı. Hamidiye Alayları´na bağlı olan aşiret mensuplarından oluşan IV. Tümeni Kafkas Cephesi´ne gönderdi. Ama bundan sonra 8 haziran 1920 gününde Bağımsız Kürdistan´ı kurma fikri kendisi ve kardeşleri arasında büyük bir ilgi uyandırarak Milli Aşiret Ayaklanması´nı başlattı. Bu isyan hükümet tarafından yerinde bastırıldı. Cumhuriyet´in ilanından sonra ise bölgedeki en büyük isyanı gerçekleştiren Şeyh Said´e bağlı olan Azadi Örgütü´ne destek verdiler.

 

Bugün

Aşiret, Cumhuriyet´in ilanından sonra yavaş yavaş dağılmıştır. Özellikle Viranşehir yöresinde ağalık kurumu halen devam etmektedir. Kimi bölgelerde ise insanlar herhangi bir ağaya bağlı değiller ama kendilerinin Milli Aşireti mensubu olduklarını belirtirler. Aşiret nüfusu bakımından resmi olmasa da Türkiye´nin en büyük aşiretlerindendir.

 

Coğrafya

Aşiret bugün Şanlıurfa/Viranşehir başta olmak üzere; Van, Mardin, Konya, İzmir, Tekirdağ, Kars, Diyarbakır, Sivas, İstanbul, Tunceli gibi illerde yoğun yaşamaktadırlar.

Ayrıca Suriye başta olmak üzere İran, Irak, Almanya,Ermenistan ve Fransa gibi ülkelerde de yaşadıkları bilinmektedir.

191
0
0
Yorum Yaz